dudaklarımda tebessüm olsan ancak dua ıslatır seni

hoşçakal gönlümün nazlısı!!!

4/8/2007 ·

Hoşçakal Gönlümün Nazlısı



Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün
önümdeki uçurumlara aldırmadan
varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın
o gerçekleşmeyen hayallerim.
ardımda yaralı bir yürek
kederli bir ömür
ve yoksul anılar bırakarak
çekip gidiyorum sevdiğim
hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı
hoşçakal

gidiyorum başım önümde, gözümde nem
duramam artık ey aşk, ey sevdiğim
hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde
duramam
hiç bir anı kabul etmiyor beni
bedenim buz gibi soğuk
yüreğim param parça keder
kış kadar soğuk ellerim
ardımda yoksul bir sevda
ve bana ait ne varsa
bırakıp gidiyorum sevdiğim
hoşça kal anlımın yazısı, kaderimin küskünü
hoşçakal

bütün yaprakları dökülmüş
dalları kırılmış bir ağaç gibi hıçkırarak
ve bırakarak ardımdan sırtımı yasladığım
çınar ağacını yaslı
meçhule giden acılar yüklü bir gemide
uğuldayan rüzgarlara sarıp sesimi
şarkıların sustuğu, aşkların vurulduğu
limanlara gidiyorum sevdiğim
hoşça kal kırık sazım, sevdamın yaralı türküsü
hoşçakal

bir yıldız daha kaymadan gözlerimden
yüreğimden bir arzu daha sönmeden
gidiyorum ey aşk, ey sevdiğim
bir daha yağmamalı bu ihanet yağmurları
ağlamamalı bu yürek bir daha
bir acıyı, başka bir acıyla sarıp
alıp dağların ve yıldızların gölgesini
yüzümde kış, bakışlarımda kar
yorgun akan bir ırmak misali
kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı
gidiyorum sevdiğim
hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı
hoşça kal

bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım
geri dönmez bir mevsimdeyim artık, duramam ey aşk
bu şehre sığamam bu hüzünle
yoksa acılar üşütür beni
kar kavurur anılarımı
donar bakışlarım
üşürüm... üşürüm ey aşk

sorma nereye, hangi dağın ardına?
ne kadar uzağa varır yolum?
kim yoldaş olur bana?
dönüp gelir miyim yine bahar geldiğinde?
çiçek açtığında mor dağlar
sorma

sazımdaki hüznü
içimdeki sızıyı
boynu bükük karanfilimi
ve yüreğimin yangınını bırakıp rüzgarlara
sırılsıklam yalnızlığımı alıp yanıma gidiyorum
hoşça kal bağrımın ateşi, kalbimin ahı, mühür gözlü yar
hoşçakal

Nuri CAN

Yorum (yok) Yorum yaz!

eğilme!!!

4/8/2007 ·

Eğilme!

Zincirin altınsa da hatta, koparıp kır,
Susmak ne demekmiş, yere haykır göğe haykır!

Vicdan bile duymaz çıkmazsa bir âhı,
Sessiz kölelerdir yaratan binbir ilâhı

Elbet put olurlar öpülen eller, etekler,
Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler!

Hürriyet, o en son şerefindir, onu satma!
Bir tanrı yeter, kendine bin tanrı yaratma!

İnsandaki dört tane ayak devrini bilme,
Mahvolsa eğilmezdi baban, sen de eğilme!

Mithat Cemal Kuntay

Yorum (yok) Yorum yaz!

HİLÂL’İ İNDİRİP AYASOFYA’YA HAÇ DİKECEĞİZ

6/7/2007 ·

 

HİLÂL’İ İNDİRİP AYASOFYA’YA HAÇ DİKECEĞİZ

Daha önce Arnavutlara “Arnavutların bağırsaklarından ip yapacağız. Onlar Omsalı, onların derisiyle ayakkabı yapacağız.” Diyen yunan askerlerinden bu sefer de Türklere kin kusan bir marş daha ortaya çıktı. Yunan komandoların eğitim yaparken söyledikleri marşta, Türk’lerin kellerini koparmak ve Ayasofya’ya haç dikmek”ten bahsediliyor. Video sitesi youtube’da yayınlanan görüntülerde, yunan askerleri Türklere kin ve nefret cümleleri içeren türküler söylerken görülüyor. Her altı ayda bir gerçekleştirdikleri 50 kilometrelik yürüyüşte askerler, Türk’lerin başlarını uçurup, Ayasofya’ya haç dikeceklerini anlatan marşı hep bir ağızdan söylüyor. Askerlerin neşe içinde söyledikleri marşta şu ifadeler yer alıyor:

 

“bir gemiydi, tank çıkarma gemisi.

Volos’tan korku ekmek için hareket etmişti.

Küçük Asya’nın (Türkiye) sahillerine gidiyor.

Bütün Türkiye’ye ateş ve kıvılcım saçmak için.

Deniz dolusu Vat’lar indi.

Çelikten moralleriyle hangi Türk’leri buldularsa başlarını uçurdu.

Kahramanlar Ayasofya yolunu açmak için öldü.

Ayasofya’nın kubbesine çıkacağım, Türk Hilâl’ini çıkarıp haçı dikmek için.

Tanrı işte o zaman İstanbul’u aydınlatacak ve yunan milli marşı her yanda yankılanacak.”

 

Daha önce de medyaya sızan görüntülerde yunan askerlerinin eğitim sırasında “ en iyi Türk ölü Türk’tür.” Ve “Türklerin kanlarını içmeye gideceğiz.” Demelerine yunan komutanların göz yumdukları belirlenmişti.

 


dökülen bu kanlar yaralar bağlamaz
acı değil bu vatan toprağına dökülen
karış karış ya vatan yada can
Rabb’imden rahmet sana kefensiz yatan
gözünü buraya dikenin oyarım gözünü
çakal! fazla gölge ediyorsun ha 

Türkçe rapte milliyet biraz daha ciddiyet
yaylanın lan itler simdi nefret önünde
sağa sola bakmasana lan simdi bana
Türkçe rapte geliyor iste sana bomba
dalgalanan göklerde yıldız ve hilal
hakkidir hakka tapan milletimin istiklal

çalışan Türkiye gözümün önünde
atam sen rahat ol yerinde
Mehmetçik tepede bekler nöbette,
Türk bayrağı dalgalanır göklerde
Türkiye için ölürüm ben sözümde
kimse duramaz Türk'ün önünde
ben varsam bu dünya üzerinde
kimse bölemez bu vatan göklerde
her zaman ilerleme hedefimde
sözünü tutan ve namusun pesinde
bu vatanin üstünde herkes kardeştir
bunu beynine iyi yerleştir.

her şey vatan için, her şey vatan için,

her şey vatan için, her şey vatan için,

 

bizansı şaşırma sabrımı taşırma
geliyor ziller suratına suratına
kartal gibi havalanırım göklere
gökler benim ay-yıldız benim simgem
affedemem vatanıma yanlış yapanı
otuz bin askerin canini (yakanı)
hatırası var şehidin unutmadım
yapılanların hepsini hatırladım
gözümün önünde ağlayan bir küçük çocuk
baba diyor babasının künyesine
mezar taşına sarılmış neden diye
sordum bunu kendime...

vatan vatan toprak altında yatan
unutma sakin seni aldatan her zaman şeytan
bitsin artik ölümler
bitsin artık bu çile çekemem bile bile...

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

sultan vahdettin

4/7/2007 ·

Sultan vahdettin, 1926’da İtalya’da vefat ettiğinde 15 gün cenazesi kaldırılmamıştı. Sebep ise çevre esnafa olan borçlarıydı. Eğer denildiği gibi “hain” olsaydı, giderken yanında neler götürmezdi ki!..

İTALYA’DA VEFAT ETTİ, ŞAM’A DEFNEDİLDİ

Otuz altıncı ve son Osmanlı padişahı yüz birinci İslam halifesi olan Sultan Vahdettin, 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşat’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Ancak çok kısa bir süre sonra takvimler 16 Mart 1920’yi gösterirken Osmanlı toprakları itilaf devletleri tarafından işgal edildi. Bütün girişimlerin sonuçsuz kaldığını ve işgal altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan Vahdettin Han, güvendiği komutanları Anadolu’ya göndermek ve kurtuluş mücadelesini, oralardan başlatmak istedi. Ancak davet edilip vazife verilen bütün kumandanlar; “dış dünyaya karşı harp edilemez. Bu iş olmaz. Yeniliriz.” diyerek gitmeyi, reddettiler.

KURTULUŞ ANADOLU’DA

Sultan’ın kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler, “eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı M. Kemal’i; “Paşa!  Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Ancak asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi. Böylece İstiklal mücadelesi başlamış oldu.

GURBETTE VEFAT

İstiklal Harbi zafer ile neticelendikten sonra TBMM hükümeti 1 Kasım 1922 hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın bir kanun ile kaldırıldığını ilan etti. Vahdettin Han’ın adı hutbelerden kaldırıldı. Bunun sonucunda Sultan Vahdettin Han 17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı’ndan Malaya harp gemisi tarafından alınıp Malta adasına götürüldü. Oradan Melik Hüseyin’in daveti üzerine Mekke’ye oradan da İtalya’daki San Remo şehrine giderek ikamet etti. Vahdettin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayatından sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefat etti. Cenazesi Şam’a getirilerek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.

ATEŞ İÇİNDE BİR VATAN

Vahdettin Han’ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği şu hadiseden çıkarılabilir:

1919 senesi Ramazan’da bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahdettin Han, yangını haber alınca, üzerine pardösüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak, “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” Demekten kendini alamaz. Ancak gelin görün ki vatanına bunca bağlı padişah ülkesinden ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra (4 yıl) yaşadığı yabancı memleketlerde vefat edince, kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı cenazesi 15 gün boyunca tabutunda kalmış ve borçları ödenmeden naşı kaldırılamamıştır.

Hasan CANDAN (zaman/ailem)

Yorum (yok) Yorum yaz!

karaman beyi mehmed bey

1/7/2007 ·

Bir ateş yumağı gibiydi önce, döne döne içinden geçtiler.sonra renkler açıldı, renkler uzadı, içlerinden çekilir gibi olmasıydı tek hatırladıkları ve sonra bir parlamayla kendilerine geldiler. Ama hiç bilmedikleri bir zamanda hiç bilmedikleri bir yerdeydiler.

"Hey yavrum, ne sıyırmış babalar. Ekibe bak; hocam, Mimar Sinan balosundan mı kaçtınız? Esvaplar pek şık olmuş da tedarik nereden?"

Önce anlamadılar, hatta koridorun iki yanına toplanmış, meraklı gözlerle bakan bazı garip giyimli gençlerin kendilerine seslendiğinin farkına varamadılar. Hepsinin dilleri tutulmuştu. Neden, nasıl hiç bilinmedi. Karamanoğlu Mehmet Bey yanındakilerle divan çadırına yürürken birden Akmerkez’in giriş katında belirdi. Mehmet Bey’in ışıkların, renklerin arasındaki yolculuğu öyle hızlı olmuştu korkuyla "destur" diyene kadar her şey değişmişti. Hayat 727 yıl ileri atlayıp 2004’e gelmişti.

Mehmet Bey ve yanındakiler şaşkınlıkla çevrelerine bakınıp yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışırken yakınlarından geçenler bu garip giysili insanların yanında duruyor, kalabalık giderek artıyordu. Karamanoğlu Mehmet Bey kendilerine bakan bazı garip saçlı ve giysili insanların duyamayacağı kısık bir sesle yardımcısına sordu: "bizemi seslenir bu kefereler? Bizle mi eğlenirler?" kaftanıyla aynı renkte, üstü işlemeli iri taşlarla süslü sarığı şaşkınlıktan hafif eğilmiş yardımcısının mırıltılarla sürdürdüğü cin çarpması duası soruyla yarım kaldı. Yardımcı saygıyla eğilip "aman efendim, nasıl oldu bende anlamadım, gözlerim açtım bu Frenk ülkesindeyiz. Kefereler ne demektedir, bizde bilmemekteyiz," diye şaşkınlıkla yanıtladı.

Karamanoğlu Mehmet Bey koca bir bey olarak korktuğunu belli etmeden, şaşkınlığını hissettirmeden bir adım atmalıydı. Giriş katı yürüyen merdivenlerinin başına gelince şaşkınlıkla durdu, o durunca yardımcısı, lalalar, halayıklar ve yedi cengaverde durdu. Bir süre yürüyen merdiveni inceleyen Mehmet Bey’in aklı iyice karıştı. Çevresinde bir tek tanıdık görüntü, ses aramaya başladı. Gottex, Maxx, Nine West, Pierre Cardin, Solitare, Macrocenter gibi anlamadığı bir dilde "ışıklı garaip levhalar"a baktıkça başı döndü. "deliriyor muyum acaba?" diye kendine sorarken nazar ettiği son levhada Schlotsky’s Deli yazısını görüp delirmenin sınırından döndü.

Yüksek sesle konuşarak yanından geçen iki kızın söyledikleri Mehmet Bey’i delirme korkusuna yeniden itti. Kızlardan biri diğerine tam olarak "ay Şeniz bugün Halloween Day’mi? Yoksa lokal bayramlardan birimi? Bak animatör ekibi yapmışlar. Ne şeker PR çalışması. Korkunç güzel, kız, bayıldım." Demek için Mehmet Bey’i kaftanının yeninden tutarak çevirdi ve sordu. "pardon, siz kimin animasyon grubusunuz?" tam baş cengaver Murat kılıcı çıkarıyordu ki Mehmet Bey’in baş işaretiyle durdu.

Şeniz denen hatun kişiye ve dokunuşuna hafif ürkerek baktı Karamanoğlu Mehmet Bey. "karizmayı yardırmanın" anlamını bilmese de koca beyin kolundan bir hatun kişinin tutarak çekmesinin heyettekilerde oluşturduğu şaşkınlık, kulaklarına ilk kez Türkçe birkaç kelime çalınmasının verdiği heyecana karıştı. Mehmet Bey, " lala, öğren bakalım nerdeymişiz, kim bu hatun kişiler? Bugün bayram, korkunç, bayağı gibi kelimelerle Türkçe gibi konuşurlar, bize bir şey söyler herhal," dedi. Lala bütün devlet terbiyesiyle "ey hatun kişi, Türkçe dilini kullanabilirmisiniz? Neredeyiz söyleyebilirmisin?" diye cümleye başlamıştı ki iki kız kıkırdayarak ve fıkırdayarak, "tanrım, bu kadarı olmaz. Shit, kamera şakası bu. Sazan gibi atladık, nasılda fiction yaptınız, inanılmaz manyaksınız, kutlarız!" diyrek lalanın elini sıkıp kaçarcasına uzaklaştılar.

Tanrı, sazan ve şaka kelimeleri dışında hiçbirşey anlamayan lala şaşkın bakışlarla Karamanoğlu’na dönüp ne yapacağım der gibi ellerini açtı. Mehmet Bey’in kafası hızla çalışmaya başladı. "meraklanma lala, ben anladım, bunlar Türklerle melezleşmiş bir soydur, heralde kırma oldukları için böyle az buçuk Türkçe konuşurlar," cümlesiyle hem bey olarak durumu kurtarmış hem de üzerine bir şeyleri çözmenin rahatlatıcı güveni gelmişti.

Şimdi daha serinkanlı bakıyordu çevresine, önce "Beymen" yazısı takıldı gözüne. Bey bildiğimiz, benim gibi beyde, bu "men" ne ola acaba diye düşündü. Esvap dükkanlarından Diesel, Bisse’nin isimlerini 727 yıl atlayan ekipten kimse söyleyemedi. Acquverde’yi ve Dunkin Donut’sı ısrarla okumaya çalışan lala Selimin ise dili kitlendi yüzüne su çarpıp kendine gelsin diye iki cengaverle erkek resimli, wc yazan kenefin önünde bırakılan lalanın dili ayakta abdest’ini bozan gençlerden birinin diğerine söylediği "take it easy adamım, cafe bistro’da üç müsait fuck body var. Fakir kardeşin için üçü de münhal," cümlesi sonrası bir daha çözülmedi.

Kalanlar yürürken vitrinlerde gördükleri indirim sale’nin ne olduğunu tam anlayamadılar. Ama Karamanoğlu Mehmet Bey bosch yazan yere boşu boşuna dakikalarca bakıp "sakın bu bizim boş manasında olmasın" diye boş bulunup Türkçe anlamlar aramaya devam etti. Mehmet Bey bir yandan yürüyor, bir yandan da yardımcısı ve lalalarına bu garip ülkenin neresi olabileceğini sorarak şaşırmaya devam ediyordu. Starbucks kafenin girişinde "ben Cengiz, nasıl yardımcı olabilirin?" diyen görevlinin sesini duyunca Karamanoğlu Mehmet Bey’in şaşkınlığı sevince dönüştü. Beyliğini unutup Cengiz’in sevinçle boynuna sarılarak "Türkçe konuşuyor, türk bu kesin, tam türk!" diye coşkuyla bağırmaya başlamıştı. Ama bu sevinç kısa sürdü. Cengiz, "cappuchino, white chocolate mocha, macihato… listede sayınızı işaretleyin. Eğer coffee’niz big size ise bir chocolate kuki free…" diye konuşmaya başlayınca kelimelerde Mehmet Bey’in başını döndürmeye başlamıştı.

Tam o karmaşa sırasında Mehmet Bey, yardımcısı ve lalalar yardımıyla Cengiz’le Türkçe anlaşma yollarını ararken gözü gibi sevdiği iki halayık diğer görevli Tacettin’den "hele ver kardeş," deyip bilmedikleri cheese cake’lerini ve ardından ilk ısırıklarını alıyor, ancak Tacettin’in "ödeme cash mi card mı?" sorusuna, "af buyur?" yanıtını yapıştırıyorlardı. Para olmadığı anlaşılınca Tacettin, "sizi account maneger gelmeden bırakmam," diyerek iki halayık için geçici bir esaret başlatıyor, tartışmada Mehmet Bey’in "Cengiz, sen bizdensin, ne olur Türkçe söyle de aklım yerine gelsin," cümlesine Cengiz’den "totali 6.70, world card varsa 3 taksit yapabilirim, ekstra bonusu var," şeklinde anlaşılmaz yanıt geliyordu.

Sinirlenen Mehmet Bey, "bre densiz, bu Karamanoğlu’nun altın akçesidir. O garip ne idüğü belirsiz hamurun ederinin kat be kat üstündedir," diyerek kasanın önüne iki altın fırlattı. Ama Tacettin’in beklenen account manager’i Semih Bey altından pek etkilenmedi. "feyk" olabilirdi. ISO belgesi almış her tesisin sinirleri alınmış yöneticisi gibi en buyurgan sesiyle "fang fang chines bistro ile Kentucky fried chicken’in yanında villa jewellery var. Orada altını bozdurabilirsiniz," dedi. Lala İbrahim atılarak yalvaran bir tonla "fang fang diye Çince söylemede doğruca Türkçe de a evladım," dediysede dinletemedi.

Mehmet Bey, Semih’in cümlesinden azıcık anladıklarıyla, "yalvarma lala!" diye gürledi. "altını bozdurup halayıkları kurtarırız." Bu hayalle, koridorda nereye gittiğini bilmeden koşar adım yürümeye başladı. Giderek azalıyorlardı. Cengaverlerden ikisini mankenlik ajansı olduğunu söyleyen orta yaşlı, kadın kırtışlı bir adam durdurmuş, kandırmaya çalışıyor, yardımcısı Osman Bey’in Arby’s yazan yerden "bre bırakın melunlar, bırakın derim densizler, ben yemek derim, colonel flat dersiniz, bu şeyi bana yediremezsiniz!" diye bağırtıları geliyordu. Tek sağlam kalan lala, "türk yok mu türk?" diye koridorda dolaşırken Turkcell’e düşmüş, Bizbizecell’in avantajlar dünyasına gömülmüştü.

Tek başına kalmış, koridorda koştururken, yanından geçen iki hoş kadının "ne erkeksi olmuş, sakal bu kadar trendy görünür müymüş!" sözünün kendisi için olduğunu fark edecek, hatta "ne dersiniz siz yellozlar, erkek adamım, erkeksi ne demek?" diyecek durumda değildi. Artık görüntüler ve sesler çevresinden hızla akıyordu. Prestige Corner, brands outlet, Allah’ım aklıma ol mukayyet, Morgan, Park bravo, paper moon , ben acaba buradan kurtulur muyum? Vakkoroma, tween, mcrenzi alan razı satan razı; puma, reebok, tobacco shop, haydi durma hop hop hop… Son tekrarın ardından neler olduğunu tam hatırlamıyordu. Bir anda oynamaya başlamıştı

Üstündekileri tek tek çıkarıp kah göbek atarak kah koşturarak, yürüyen merdivenlerle katları geziyor, arkasındaki meraklı kalabalık küçük bir orduya dönüşüyordu. Tam çatı katında bir yer gördü. Üstünde kalmış beyaz çamaşırları ile "Alice" ye doğru yürüdü. Yanından geçen adam kenara çekilirken "burası Ali’nin yeri değil mi? Ali’nin yeri?" diye sordu. Ama adamın verdiği "Alis diye okunur, hani harikalr diyarı olan masal kahramanı Alis," cevabı Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe bulma umudunun sonu oldu. Üstündeki son parçaları çıkarırken ben ne dedim ha diye bağırarak tarihe geçen ünlü sözünü tekrarlıyordu. "bugünden itibaren divanda, dergahta, bargahta, mecliste, meydanda türkçeden başka bir dil konuşulmaya demedimmi? Ha demedimmi?"

Son parçayı oluşturan uzun paçalı donu çıkarırken Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe duyarlılığını anlamayan kalabalığın tavrıda ilginçti. Kimileri "hangi otu kullandınsa söyle almayalım, acayip kafa yapmışsın," derken kimileri "helal babaya, yardı gündemi!" diye don kıyısından hayat dersleri çıkarıyordu. Kimileri "securty yok mu scurty!" diye bağırırken bazılarıda "hey dostum, sakin ol, tamam geçti," diye film replikleri ile Karamanoğlu’nu yatıştırmaya çalışıyordu. Ertesi gün tüm televizyonlar kendini Karamanoğlu Mehmet Bey zannettiği gerekçesiyle hastaneye götürülen ve Mehmet Bey olmadığına inanmayan Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe kavgasını "shock" ve "flash" soyunma görüntüleriyle Türkiye’ye duyuruyordu.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::